Pazar, Şubat 27, 2011

babam yoksulluk yaşamış, ben yaşamadım. ilkokuldayken, babamın askeriyeden emekli olup sadece yazı yazarak para kazanmaya çalıştığı ilk yıllarda, annem de bir lisede rehber öğretmenlik yaparken birtakım zorluklar yaşamışız. bunların sözünün edildiğini, hatta zaman zaman yetişkinlerin muhabbetine dahil olma çabasıyla patavatsızlık ettiğimin farkına varmadan babamın kalbini kırdığımı, ve bu yüzden annemden azar işittiğimi hatırlıyorum. fakat gerçek anlamda fakirlik çekmediğimizden, aç ya da açıkta yaşamadığımızdan, o yaşta bir çocukken bu türden bir yokluk çok da ciddi bir yaralanmaya yol açmadı bende.

annemin çalıştığı vakfın ilkokulunda burslu olarak, zengin çocukları arasında okuyordum. sınıf arkadaşlarımın düğmelerine basınca farklı yerlerinden minik bölmeler açılan kalem kutuları, gameboy'ları ve yelelerini tara tara bitiremedikleri pony'leri vardı, benim yoktu. gerçi daha sonraları fark ettim ki, parasızlık çeken, bunu bir sorun eden ve parasızlığı dillerinden düşürmeyen birçokları, dönemin revaçta nesnelerini -oyuncak olsun, cep telefonu olsun- bulup buluşturup edinmek konusunda bir sıkıntı yaşamıyorlar. yani benim anladığım, parasızlıktan ziyade ailemin çocuk yetiştirme konusunda takındığı tavırdan ileri geliyordu bu nesnelerden mahrum kalışım. mesela lambada eteğim ya da ispanyol paçalı taytım da olmadı hiç, şimdi düşününce iyi ki de olmamış diyorum. ama şöyle bir şey hatırlıyorum, bir barbi evimin olmasını çok istiyordum. nihayet hadi gidelim de alalım bari dediklerinde, hakikaten çok pahalı olduğunu görmüştük. onun yerine kesemize uygun bir oturma odası takımına fit olmuş, öyle büyük bir burukluk filan da yaşamamıştım. hatta daha sonra annemle beraber o zamanlar yayınlanan "kendin yap" dergilerinden birinde gördüğümüz mukavvadan kitaplığı yapıp takımı biraz daha geliştirmiştik. o zamanlar ev düzmeye böylesi merak duyduğum halde bugünlerde bu taraklarda pek bezimin olmaması da ilginç bir durum tabii.

ilerleyen yıllarda annem kendi şirketini kurdu, babam da televizyona yazdığı senaryolardan iyi para kazanmaya başladı. gerçi yine de kendisinden belli bir şey satın almak için para istediğimizde, sanırım biraz da mühendis olmaktan kaynaklanan bir tavırla, "yapayım ben sana ondan," derdi. kimi zaman ciddi ciddi, kimi zaman şakayla. ortaokulda ödev olarak kurduğum elektrik devresini tamamen evdeki malzemelerden hazırlamıştım mesela.

ama işte, söylemeye çalıştığım asıl şey şu: genel olarak rahat bir hayat yaşadım. evden uzaklaşmamı gerektirecek bir huzursuzluk da söz konusu değildi ve bu yüzden sırf para kazanmak için yorucu ve benim için bir anlam ifade etmeyen işlerde çalışmak durumunda kalmadım. bu gurur duyulması gereken bir şey olmayabilir, durumun beni biraz geride bıraktığı ve olgunlaşmamı geciktirdiği, bunun da ailenin işine geldiği söylenebilir. açıkçası benim bundan pek bir şikayetim yoktu, ama ailenin sabır sınırları bir yere kadar. hoş, bunlardan bahsederken boş oturduğum da anlaşılmasın. fakat bugün hatırı sayılır miktarda basılı esere sahip olsam da, pek bir öz disipline sahip olmadığımdan ve şu anki çalışma düzenim pek de fazla para kazandırmadığından, birçoklarının gözüne işsiz olarak göründüğümü biliyor, bunu da çok yadırgamıyorum. netice itibariyle 29 yaşımda, hayatımın ilk maaşlı ve mesaili işine başlamak üzereyim. annemin ve başkalarının nasihat ettiği üzere başkalarıyla çalışmamın ve kabuğumu kırmamın gerekliliğini hala tam olarak kabul edebilmiş değilim. fakat deneyelim bakalım. belki de çok hoşuma gider. olmazsa da beceremediğimi ve bu hayat tarzının bana uygun olmadığını görmüş oluruz hep beraber. sizi bilmem ama hırssızlığımı kaybetmek, benim en büyük korkularımdan biridir.

Hiç yorum yok: