Perşembe, Şubat 23, 2006

bu gece yapmam gereken topu topu dört sayfalık bir çeviri var. ve ben onun yerine vaktimi hiç acelesi olmayan e-mail'ler yazarak harcamayı tercih ettim. şimdi de oturmuş bunu burada anlatıyorum. iflah olmayacağım korkarım.

Çarşamba, Şubat 22, 2006

adsl'den kaynaklanan bir sorun yüzünden sanırım, ekşi sözlük'e giremiyorum birkaç gündür. bu üzerimden bir yük kaldırıyor bir anlamda.
yakında okul başlayacak. ne zaman bittiğini anlayamadan daha tuhaf yeni sıkıntılarla ensemde olacak yani. bir yandan da heyecan verici olduğu inkar edilemez gerçi. transkriptime ve özgeçmişime eklenebilecek yeni bir paye kazanmak üzereyim üstelik.
söylemek istediklerim şimdilik bu kadar. belki sonra tekrar.

Pazar, Şubat 19, 2006

insanları sevebilmem için bana iyi davranmaları yetiyor. kindar biri olamıyorum asla. bu iyi olsa gerek.

Çarşamba, Ocak 25, 2006

iki tane seçenek var: bir şeyi yapabileceğin konusunda kendine güvenemeyip aslında yapabileceğinden çok daha azını yapmak, ya da cüretkar davranıp yapabileceğini sandığın şeyi yüzüne gözüne bulaştırma ihtimalini göze almak. başka seçenek yok korkarım. ne fenaymış.

Pazartesi, Ocak 02, 2006

gerekli şeyler

söylemek gerek
dinlemek gerek
hem dinlemek hem söylemek
konuşmak gerek

dokunmak gerek
öpüşmek gerek
hem öpüşmek hem dokunmak
sevişmek gerek

gelmek gerek
gitmek gerek
hem gitmek hem gelmek
görüşmek gerek

atlamak gerek
sıçramak gerek
hem sıçramak hem atlamak
oynamak gerek

doğmak gerek doğmak gerek
ölmek gerek ölmek gerek
hem ölmek hem doğmak
yaşamak gerek
her şeyi bilmek, her bir halttan anlamak zorunda değilim. ama bir kısmını anlasam kötü olmayabilir.

Pazar, Ocak 01, 2006

başlamakta olan yılın geride kalan yıldan daha iyi geçmesi için çok fazla şeyin olması gerekmiyor. dolayısıyla umutluyum ben. yeni yılda daha fazla yazı yazmayı, daha fazla kitap okumayı ve daha fazla resim yapmayı diliyorum. bunun başkalarına da faydası olacaktır eminim.

Pazartesi, Aralık 26, 2005

Koşturmak boş durmaktan iyidir
Boş durmak boş koşmaktan yararlı
Hoş tutmak gönlü, yas tutmaktan çok zormuş
Yaşlanmak her dökülen yaprağın arkasından ağlamak gibidir
Hayatta erken emeklilik seçim değildir, kadere bağlıdır
Yazgıdır
Hayat ince bir çizgi, narin bir çalgıdır
Yüzlerce yıl emek veren insanin
Hasat zamanı ölü tohumları mıdır?
Her güne yeni umutlarla açılan gözler
Yalanlarla aldatılan gözler
Dolanlarla ağlatılan gözler
Bir güzel sözle güler
Akıtılan her damla ter yok oluşu engeller
Negatif değillerse, art niyetli değillerse eğer, bu böyle
Devam eder
Dilediğim her şey olmuyor
Çabalar bazen çok nafile
Nargilenin dumanına benzer hayallerim
Sadece beni zehirler ve uçup gider
Kafileler gibidir insanlar
Bazen seni seyreder giderler
Herkes kendine paha biçmiş
Bende karşılıksız bir çek
Emeklerim dostluktan yana, ama olmuyor !
Anneme sordum niçin böyle
Ama baktım o da ağlıyor

Kanadımı kırdılar uçamadım anne
Savaşa soktular koşturdum
Kalbini açamayan herkesin aklına
Eğriyi doğruyu ben soktum
Sonbaharda dökülen yapraktım
İlkbaharda geri geldim ben
Aileme dostuma selamlar olsun
Gökkuşağındaki bir rengim ben

Çarşamba, Aralık 21, 2005

hakkımda birtakım bilinmeyen gerçekleri açıklıyorum.*

-kavun yemem.
-12 yaşıma kadar saçlarım pırasa gibiydi. dolayısıyla günün birinde mavi gözlü olamayacağıma kimse inandıramaz beni.
-sol elimin işaret parmağının iç tarafında kallavi bir ben var.
-i scream for ice cream.
-eskiden en sevdiğim renk kırmızıydı. artık sarı ve kahverengi hariç her rengi en sevdiğim renk kategorisine sokabiliriz.
-kalemkutum her zaman ağzına kadar doludur ama çoğu zaman sadece bir tek kalemle idare ederim.
-kalemi sağ elle, makası sol elle tutarım. yemek yerken hangi elimi kullandığımın bir önemi yoktur. sigara içerken de öyle.
-pek titiz değilimdir ama lavabodaki saç tellerine dayanamam.
-yaz mevsiminde kışı, kış mevsiminde yazı özlerim.
-adımı az kalsın deniz üstünde doğacak olduğum için deniz, nisan ayında doğduğum için nisan koymayı düşünmüşler ama sonra vazgeçmişler.
-liste yapmaya bayılırım.
-belirsizliğe katlanamam.
-fight club'ı ve matrix'i televizyonda izledim. seven'ı hala izlemiş değilim.
-toplardan çok korkarım. beden eğitimi dersleri travmatik anılardır benim için.
-denizden babam çıksa yerim. ama artık biraz zor çıkar :/
-sitcom seyrederken kondüsyon bisikletine binerek ciddi form tutmuşluğum var.
-çocukken limon kolonyası içer, mavi tenekedeki nivea kremlerinden yerdim. hala hayattayım buna rağmen.
-11 yaşındayken evden kaçmaya niyetlendiğim gecenin gününde annemle alışverişe gitmiş olduğum için sanırım, becerememiştim bunu.
-kırtasiye manyağıyım. nezih ve kabalcı'ya gömdüğüm paralarla belki de kendime süper jet bir bilgisayar alabilirdim.
-kolay ikna olurum.
-sivilce sorunumu hala daha yenebilmiş değilim.
-iflah olmaz bir procrastinator'um ve bu sözcük için türkçe bir karşılık bulmak istiyorum bir ara.



*:hadi len.

ernie, my man.


susam sokağı'nda edi bir gün öykü yazmaya heveslenir. hemen alır defterini, kalemini, kalemtraşını silgisini dizer masanın üstüne. sözlüğünü şusunu busunu hazırlar. hepsini teker teker sever okşar bir güzel. sonra arkası silgili sarı kurşun kalemlerinin her birinin ucunu açar. sıra öyküyü yazmaya gelmiştir ama bir türlü başlayamaz. bir sürü kağıt buruşturulup çöp sepetini boylar.

o benim işte.

Pazartesi, Aralık 19, 2005

hayatımda hiç bu kadar kar yağsın istememiştim. bir yandan da kaliforniya'daki portakal bahçelerimizde olmak istiyorum. ya da en güzel sahne şu olabilir: dışarıda kar yağarken biz pencerenin gerisindeki portakal bahçemizde dalından kopardığımız portakalları yiyerek kar yağışını seyrediyoruz. fonda da cohen söylesin. "she serves tea and oranges that came all the way from china," desin. çayımız da olsun earl grey. ödevimiz olmasın hiç. suluboya resim yapalım, otobiyografiler okuyalım. ağlayalım ama mutsuzluktan değil. boynumuzda el örgüsü atkılar, dizlerimizin üstünde battaniye olsun. battaniyemiz bizi yaşlı göstermesin. uyumadan hemen önce aklımızdan geçen rüya içerikli düşünceleri kağıda yazmak da zor gelmesin.

bu yaştan sonra "loser" rozeti takacak değilim elbette, ancak radyoda "kaybedenler kulübü" yayınlanıyor deseler ne de güzel dinlerim ben onu.

Cumartesi, Aralık 17, 2005

bir an için kendimi her şeyi yapmaya muktedir hissederken hemen ardından dünyanın en beceriksiz, en basiretsiz insanıymışım gibi geliyor. ve bu bana çok sık oluyor.

Cuma, Aralık 02, 2005

ben bugün öteki istanbul'a gittim.

koyu yeşil bir göz kalemim, üç boyutlu "kızlar için abdest ve namaz" kitabım, "yaratılış gerçeği serisi 9: hayvanlarda kamuflaj ve akılcı davranışlar" cd'im ve birtakım fikirlerim var artık.

Salı, Kasım 15, 2005

"bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemen kokusu, bu mehtaplı gece
parıldamakta devam edecek ben basıp gidince de
çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da
bana bağlı olmadan vardı
ve bende bu asrın sureti çıktı sadece

ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha
güzelim dünya elveda,
ve merhaba kainat."

Cumartesi, Ekim 29, 2005

babama ne olmuş

hayatta en katlanamadığım şey belirsizlikken, belirsizlik denen şeyin gelip hayatımdaki en büyük sınav halini almış olması.

Salı, Ekim 11, 2005

let the sunshine in.

saçlarım uzadıkça saçlarımın uzun olmasını ne kadar sevdiğimi yeniden anlıyorum.

Cumartesi, Ekim 08, 2005

bir kazak, bir parfüm, bir mekan, vapur demirine dayanmış ayaklar ve çağrıştırdıkları insanı birdenbire güzel bir nostalji duygusuna alıp götürüyor. bu esnada yanında hissettiklerinin çok benzerini hissedebilen bir arkadaşın olması da cabası. şu anda yaşanmakta olan zamanların oldukça güzel zamanlar olduğu gerçeği belki de o zamanları bu kadar iyi biçimde anmamızı sağlayan. mutluyum ben.
her şey olması gerektiği gibi. muhtaç olduğum kudrete de sahibim. bu iyi.

Pazar, Ekim 02, 2005

metamorphosis


dünyayı değiştirmeye gerek yok, dünya sürekli değişme halinde. mesele onu sürekli memnun kalabilecek bir hale getirmek. dünyayı üzerimize uydurabilmek için sürekli kendimizi değiştiriyoruz aslında, öteki türlüsü mümkün olmadığı için. genç olmakla ilgili olan mesele de bu: sürekli değişerek, deyim yerindeyse kendini gerçekleştirmek. bunu başarırsak dünya için de iyi bir şey yapmış oluruz zaten. "bütün olmak parça olmaktır" çünkü ilk başta, ne kadar sağlam bir parça yaratırsak, bütünün sağlamlığını o kadar garantileriz. süreç, güzeldir. bu süreci paylaşmak faydalıdır. ilham vericidir, umut vericidir. kelebek olmadan önce tırtıl olmak gereklidir. kelebek kısa ömürlü olsa da güzeldir. zaten onu değerli kılan, kelebek olana kadar katlandıklarıdır.

(hiç gerçekleşmemiş bir radyo programının "manifesto"sunun tasarısıydı bu.)

Cuma, Eylül 02, 2005

sabah

uykusuz değilseniz, uykusuzsanız bile bir sonraki gece telafi edebilecekseniz, sevgilinizin kollarından kalkıp gitmiyorsanız, akşam yine sevgilinizin kollarına dönecekseniz, regl ya da pms sorunlarıyla boğuşmuyorsanız, tuvalete çıkabildiyseniz, güzel bir duş için vaktiniz varsa, kahvaltı edebiliyor ve bunu istiyorsanız, trafik sıkışık değilse, otobüse binebildiyseniz, yolda ölü bir kedi görmediyseniz, akbiliniz varsa ya da muavin bozuk paranız yok diye arıza çıkarmadıysa, vapur gözünüzün önünde kaçmadıysa, vapur sigaranızı ayırdıysanız, yanınızda çakmağınız ya da sigaranızı yakabilecek herhangi biri varsa, hava güneşliyse, yağmurluysa ama şemsiyeniz varsa, gireceğiniz ders güzelse, işinizi seviyorsanız, öğretmeniniz ya da patronunuz sevimli biriyse gerçekten güzel bir zamanı günün.