Cumartesi, Ocak 19, 2008
-artık,ben artık acı bile çekmiyorum yalnızlıktan dolayı. acı çeken yerlerim nasır tuttu kaan.
-nasıl yani?
-baya.
-biraz açar mısın?
-sanmıyorum. sanmıyorum.
nasırlarımla barışık olmak istemiyorum. nasırlarımı yumuşatıp yumuşatıp sonra aynı noktadan yara açanlarla da barışık olmak istemiyorum.
Cumartesi, Aralık 01, 2007
Cumartesi, Ekim 06, 2007
b vitamini istiyorum. b vitamini gelecek dertler bitecek zannediyorum.
otur adam sandler dinle mis gibi halbuki değil mi. işin gücün mü yok?
Perşembe, Eylül 20, 2007
şimdi izninizle, bir karaoke organizasyonunda söylemek istediğim şarkıların listesini yapacağım. buradan yetkililere duyurulur.
suede - can't get enough
velvet underground - walk on the wild side
adam green - hard to be a girl
lily allen - littlest things (hiçbir mesaj kaygısı yok, yalnızca "ay kant şeayk döös memoriiiz" demek istiyorum ingiliz ingiliz.)
green day - dominated love slave (hmm, bunu mümkünse daha samimi bir arkadaş grubu içerisinde söyleyeyim, aksi takdirde başım ciddi belaya girebilir.)
ümit besen - ıslak mendil (bunu yaptım daha önce, evet.)
fiona apple - paper bag
the ditty bops - angel with an attitude
the beatles - lucy in the sky with diamonds
pulp - live bed show
barry manilow - copacabana
şimdilik aklıma gelenler bunlar. zaten tüm bunları repertuarında bulunduran bir mekan bulmak da kolay olmayacaktır muhtemelen. sevgilerimle.
Perşembe, Ağustos 23, 2007
Cumartesi, Ağustos 04, 2007
duvarların dili.
Duvarların boş kalması memnuniyet verici bir durum değildir aslında. Evimiz duvarlarında posterler, fotoğraflar, tablolar asılı olduğu ölçüde kişiselleşir. Eve “yaşanmışlık” kazandırmanın bir yoludur bu.
Evin dışı için de aynı şey geçerli değil midir peki? Sokaklardaki duvarlar, boyalı ve tertemizken mi; yoksa afişler, resimler, karalamalar ve yazılarla donatılmışken mi daha fazla ipucu verirler bulundukları yerde sürmekte olan yaşam hakkında? İpucu vermenin ötesinde, güzel görünme, yaşama renk katma ihtimalleri yok mudur o yazılı çizili duvarların? İnsan neden duvara yazı yazar, başka birisi buna neden izin vermek istemez?
(...)
Küçük çocukların boya kalemlerini resim defteri yerine duvar üzerinde kullanmayı tercih etmeleri ve ailelerin buna verdikleri tepkiler benzetilebilir belki bu duruma. İzin vermek ya da vermemek gibi iki tercih söz konusudur: ya yaşadığınız evi çocuklarınızla paylaştığınızı sonuna kadar kabullenip onlara sonsuz ifade hakkı tanıyacaksınızdır, ya da evde kuralları birinin koyduğunu ve bu kurallara göre istedikleri her şeyi yapmalarının mümkün olmadığını onlara kabul ettireceksinizdir. Kabul ederlerse ederler, etmezlerse etmezler. Kabul etmiş gibi görünüp sizin fark etmediğiniz gizli saklı köşelerde işlerine devam ediyor olmaları ise kuvvetle muhtemeldir.
"gündelik hayat sosyolojisi" dersi için yazdığım graffiti yazısından alındı yukarıdaki satırlar. bir duyurum var. üniversiteyi bitirme projem için pendik'te çalışırken başladığım blog'umu, kapsamı daha geniş bir şey haline getirmeye karar verdim. elbette ki internet üzerindeki bir dolu emsalinden çok büyük bir farkı yok. ama işte benim gözümün gördükleri bunlar. şu anda yapım aşamasında. ama yine de, buyrunuz.Salı, Temmuz 31, 2007
kendini beğenmiş gönderi.
Pazartesi, Temmuz 23, 2007
iş aramaya başlamak. işte bütün mesele bu. hem şimdi tez üzerine çalışmaya başlamam gerekiyor ya, daha uygun bir zaman olamaz.
Pazar, Temmuz 22, 2007
verdik oyumuzu ufuk hocamıza, geldik. ah bu arada, seçim yasakları nedeniyle bu konuda konuşma iznim olmayabilir tabii. saat sabahın onu çeyrek geçesi, yani aslında hala yataktan çıkma saati değil. böylelikle bir dolu şey sığdırılabilir güne. ya da yatıp biraz daha uyunabilir. hangisini yapacağımı zaman gösterecek artık.
şimdi fark ettim de, zamanında bu şarkıyı beraber söylediğim arkadaşlarımdan biriyle buluşacağım ben bugün. insan algısı ilginç biçimlerde çalışıyor. bilinçdışımızı sevelim.
(klipteki konserde ben de vardım.)
Cumartesi, Temmuz 21, 2007
hayır mutsuz olsam, bunun yüzüme vurulmasının bana ne faydası olacak, onu da anlıyor değilim. meselelerle başa çıkarken kendime ait yöntemler kullanıyor olamaz mıyım? muhabbetin dışında kalmayı kendim tercih ediyor olamaz mıyım? yüksek sesle konuşmak istemiyor olamaz mıyım? hakikaten gülümsüyor olamaz mıyım?
tek istediğim kendileriyle hoşça vakit geçirmek olan insanların tavsiyelerini dinlemek istemiyorum ben. benim için çoğu zaman, bir kucaklama, bin nasihatten yeğdir.
ondan sonra dinlerim tabii nil karaibrahimgil sabahtan akşama.
yüzümüzü asacak, halimizi soracak, falımıza bakacaklar.
şarkımızı çalacak, yanımızda kalacak, içimize doğacaklar.
uçuyoruz ne güzel kamikaze, önümüze çıkacaklar.
Pazartesi, Temmuz 16, 2007
insanoğlu kuş misali.
ah bir de, tuvaletlerinde taharet musluğu olmayan medeniyete ben medeniyet demem arkadaşım.
Pazar, Temmuz 15, 2007
jerusalem.




kutsal topraklara yaptığımız ziyaret dini duygularımı canlandırmak bir yana dursun, din denilen kavramdan ne kadar uzakta durursam o kadar iyi olacağına kendimi bir kez daha ikna etmeme sebep oldu. (cümle olmadı, ama siz anladınız varsayıyorum.) el aksa'nın girişinde görevliler giysilerimizi beğenmedi, ki hazırlıklı gelmiş, yanımızda kendi başörtümüzü bile getirmiştik, pantolon üstüne giymemiz için uzun etekler verdiler. bir tanesi bir de etek üstüne çarşaf giydirmeye kalkıştı bana. itiraz edince "aren't you muslims" deyip bik bik etmeye başladılar. hadi len deyip yürüdük. mescidin içinden hatırladığım tek şey dayanılmaz ayak kokusu. kadınlar yanıma gelip tişörtümle başörtüm arasında kalan açıklığı, yürümekte zorluk çektiğim için kaldırdığım eteklerin altından görünen ayak bileklerimi filan kapatmaya çalıştılar. hayatta kendimi bu kadar rahatsız hissettiğim anlar azdır.
kendimi herhangi bir gruba bağlamak istemiyorum. prensipleri olan bir insan olmak istemiyorum. ama bu cümle bile, kendi içinde bir prensip bildiriyor. alın size mis gibi paradoks. "asla kavun yemem" derken bile bir tedirginlik duyuyorum. kurallar bu kadar sıkı olmamalı. arada kavun da yenebilir belki. ama şiddetin her türlüsüne karşıyım yürekten.
ama burası güzel bir şehir. dün film festivalinde iki gösterime katıldık. biri kısa animasyonlar toplu gösterimi, diğeri ise iç burkucu bir rus filmiydi. sinematek binası muhteşem güzellikte. ne yazık ki oraya giderken fotoğraf makinemi yanıma almayı unutmuşum. hala bunun acısını çekiyorum.
ne diyordum, evet, şehirsever bir kimseyim ben. kudüs'e gelmeden önceki günlerde kaldığımız şehir dışı kasabalarda bir noktadan sonra patlama noktasında sıkıldım. burada ise çok daha iyi hissetim kendimi. ne var ki, günlerdir iletişim kurmakta olduğum insanların en genci benden 15 yaş büyük. yaşıtlarımı özledim.
yarın sabah dönüş yolculuğu. bu kadar yeter. daha fazlası sıkar. gözlerimi kapatıp, topuklarımı birbirine vurarak tekrarlıyorum: there's no place like home, there's no place like home, there's no place like home.
Perşembe, Temmuz 12, 2007
baker.
dün bir kalp masajından bahsediliyordu. çapa'da yatıyormuş. bu gece tekrar mail kutuma döndüğümde "ulus" ve "cenaze" sözcüklerinin yoğunluğundan gözlerim karardı. zaten başım ağrıyordu.
kendisiyle çok yoğun bir ilişkimiz olmadı aslında. bir dönem öğrencisi oldum yalnızca. hakkında kurduğum en son cümle ise "zor bir insan" oldu. kuramadığım iletişimin vicdan azabıydı belki.
ölüm sadece ölüleri ilgilendiren bir şeydir. öyle midir? bu konuyla ilgili meselemi henüz halledebilmiş değilim.
ben de üzgünüm.
"gerçek yalan, her şey sensin."
Çarşamba, Temmuz 04, 2007
bir çeşit nostalji.

şu sıralar bir müzik dinleyicisi olarak indie'ci bir tavır içindeysem de, bu konuda ailemden aldığım terbiye, kimi başka çeşitlerden de uzak durmamamı sağlıyor.
yeni türkü'yü uzun zamandır dinlemiyordum. bu gece o uzun zamanın acısını çıkarırcasına dinliyorum. arabayla çıktığımız aile yolculuklarımızın eşlik müzikleri arasında kendilerinin de albümleri bulunurdu bol miktarda.
çok seviyormuşum meğer. ve evet, babamı çok özlüyorum zaman zaman.
Pazartesi, Temmuz 02, 2007
Pazar, Temmuz 01, 2007
Cumartesi, Haziran 30, 2007
bir yandan ömrümden ömür götürse de, bu taktiğin bende işe yaradığı kesin. önemli kısmını akşamdan kalma vaziyette son gece hazırladığı ödevden alınması mümkün olan en yüksek notu almış birinin şımarıklığıyla yazıyorum bu satırları. bu zaferin verdiği gazla yapıp yapmamak konusunda kararsız olduğum ödevi de yapmaya karar verdim. zaten bundan alınabilecek en düşük notu alsam bile ortalamama fazla bir zeval gelmeyecek an itibariyle.
ama hemen başlayamam şimdi. önce biraz televizyon. hem buraya bunları da yazmam gerekti. yarın akşam çekeceğim acılar için şimdiden özür diliyorum kendimden.
not: budalacığım, akademik hayatının benim sorumluluğumda olan kısmını da kurtarmış oluyorum bu durumda. heheh.



