Cuma, Eylül 30, 2011

oturma odasında sosis festivali devam etmekteyken, ben burda minik pembe bilgisayarımla takılıp tumblr bloglarını gezdim, kendiminkinin ayarlarlarıyla oynadım, sonra da bütün bunların doğal bir sonucu olarak tırnaklarımı maviye boyadım. (bu noktada ufak bir parantez açarak sheer dokudaki rujları ne kadar seviyorsam, benzer yapıdaki ojelerden o denli nefret ettiğimi belirtmeliyim.)

neyse. bu aralar hayat bana gayet güzel. yağmurmuş, sabah trafiğiymiş gibi dertlerim yok. insanın yatarak icra edebileceği bir mesleğinin olması gibisi yok zaten. (pun intended.) anneme sakın söylemeyin ama, üniversitelerde iş miş aramak gibi bir niyetim yok.

ha bir de, azmedip pilates'ti diyetti kasanlara bir diyeceğim yok da, kendiliğinden zayıf insanlara kılım arkadaşım. bahse girerim içerden benimle hemfikir beş kişi filan bulabilirim.

neyse ben gidiyorum. resistance mı ne oynayacakmışız.

Perşembe, Eylül 29, 2011

farkında mısınız?

tüm eski reklamcılar, hipster'lar filan işi gücü bırakıp kendilerini bebek doğurmaya, diy'a, şekilli kurabiyeler yapıp satmaya filan verdi. ben de mesela şunun gibi blog'ları takip ettikçe bir parça özenmiyor değilim, güzel bir yaşam tarzı valla. ama bu bebeler bir koşmaya, birbirlerinin saçlarını çekmeye başlasınlar da, hala bu kadar mutlu görünüyorlarsa ona göre vereceğim kararımı.

Cuma, Eylül 23, 2011

i've got my mojo back!

size düşen tek şey benim için sevinmek sevgili sevenlerim.
bu aralar hayatı hep bir bilgisayar oyunu gibi algılıyorum. achievement'lar kazanılıyor, badge'ler unlock ediliyor filan. yaklaşan main quest'i de başarıyla atlattık mı, bundan sonrası hep bonus stage bize. ay ay ay.
buralar kalp hep <3

(yaparsam en şahanesini de ben yaparım, just so you know!)