Perşembe, Kasım 06, 2008

obama obama dedin
başımın etini yedin
al sana bir obama
ömrün boyunca hatırla

bu şiirimi status'leriyle seçim kampanyasında aktif biçimde yer almış sevgili facebook arkadaşlarıma hediye ediyorum. umarım kendisinin getirdiği değişim yalnızca seçilmiş olmasıyla sınırlı kalmaz.

iran'a gittim geldim. bu arada blogger'ı kapatıp açmışlar. ne acayip. bir sabah uyanıyorsunuz, yıllardır yazıp biriktirdiğiniz yazılara erişiminizin mahkeme kararıyla engellendiğini söylüyor birileri. hayatta böyle şeyler oluyor.

hayatta başka şeyler de olabiliyor. devrim muhafızları'ndan biri 14 yaşındaki kızınızla evlenmek istediği haberini gönderiyor. bir gün içinde arkanıza bile bakmadan bütün ailenizle birlikte ülkenizi terk ediyorsunuz. kalsanız başınıza ne geleceğini kimse bilmiyor çünkü. evet.

Pazartesi, Eylül 29, 2008

Perşembe, Eylül 18, 2008

he had it coming.



i loved alvin lipschitz
more than i can possibly say.
he was a real artistic guy...
sensitive... a painter.
but he was troubled.
he was always trying
to find himself.
he'd go out every night
looking for himself
and on the way
he found ruth,
gladys,
rosemary and irving.
i guess you can say we broke
up because or artistic differences.
he saw himself as alive
and i saw him dead!

youtube için, buradan.

Perşembe, Ağustos 21, 2008

bir sorum olacak.

hiçbir şey vardan yok olmaz, yoktan var olmaz ise, söyler misiniz bana, bunca sümük nereden geliyor?

Çarşamba, Ağustos 20, 2008

şimdi aşağı yukarı bütün blog sahipleri bloglarına kim nerden girmiş nerden çıkmış biliyor. evet, bunu takip edecek yazılımlar mevcut. yani ey bu satırların okuyanı, saat kaçta hangi i.p. numarasından girdiğini biliyorum.

bu atraksiyonun en eğlenceli özelliklerinden biri de, hangi arama sözcükleriyle buralara düşüldüğünün görülebilmesi. ayrıca bunların ifşa edilmesi de pek sık rastlanan bir blog geleneği. ne var ki benim sevgili blocuğuma (ay ne şeker!!) genelde en fazla "yapboz" ya da "yap boz" hadi o da olmadı diyelim "yap-boz" diye aratıp geliyordu insanlar. ama artık ben de bir blog yazısına konu olacak kadar malzeme sahibiyim. buyrunuz benimkiler:

kendini beğenmiş yazılar (eh işte, bazıları.)
kilo vermiyorum (ben de vermiyorum evet.)
şişman kadın amı (yuh.)
koç burcu kadını (bu benim.)
gerekli şeyler blospot (aradığı ben değildim korkarım.)
çıldıracak gibi olmak (bazen olur herkese. mesela bizim alt katta tadilat var. ama yani evde duvar kalmadı muhtemelen o derece. bir yandan da deli gibi iş yetiştirmem gerek. işte o zamanki ruh halimize çıldıracak gibi olmak diyoruz.)
duvarların dili istanbul (bu hakikaten beni arayan tek kişi olabilir. ama ondan bile emin değilim.)
israille aramızdaki saat farkı (bu noktada faydalı olabilmiş olduğum için gururluyum. saat farkı yok.)
ümit besen i love you (me too.)
indeed ne demek? (bu arkadaş aynı soruyla bir daha girerse diye söylüyorum: gerçekten demek.)
don't tell me ne demek (buna yanıt vermiyorum, zaten soru işareti de yok.)
pırasayı amına soktu (ben de bi google'lıycam sanırım bunu. merak ettim cidden ne çıkacak diye.)
you haha (you haha!)

Cumartesi, Ağustos 16, 2008

engin yaşam tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim: hayatta mutluluğun sırrı richard fish gibi biri olmakta gizli. insanın yegane motivasyonu "piles of money" olmalı. geri kalan her şey içinse, bygones.

Cuma, Ağustos 08, 2008

süper antropolojik gönderi.

hani bir çılgınlık eder vururum seni adlı eserde çılgınlık'ın ç'sini karadenizliler gibi telaffuz ediyor ya adanalı ümit abimiz, acaba diyorum, karadenizlilerin silaha olan tutkusuna inceden bir gönderme yapılıyor olabilir mi burada?

Cuma, Haziran 27, 2008

şimdi. bir şeyler olacak gibi. girişebilirsem eğer. fikirler üşüştü. bunun üzerine ben dün gece ne yaptım. evde yaşayan diğer iki kadının da çıkarına olan bir şey yaptım. ayakkabı dolabını indirdim. böylece çizmelerimiz en üstteki iki rafta kışı beklerken sandaletlerimiz göz hizasındaki raflarda dizi dizi dizilerek emrimizi bekler hale geldiler. then i made myself fall asleep while watching nip/tuck. nasıl olsa bugün evdeyim diye.

sonra bugün, babamın en son 19 ekim 2005 günü kullanılmış bilgisayarını indirdim odama. ve açtım. ve baktım. duygu çok iğrenç bir insan, gitsin artık bu evden, istemiyorum, filan yazmamış tabii ama bir sürü şey var okuyacak. ilham alacak. ama ben ne yaptım. bilgisayarı kapadım. fare düzgün çalışmıyor çünkü. zor oluyor dosyaları açması. sonra bakarım.

Cumartesi, Haziran 14, 2008

This is our "Music from A Bachelors Den" - the sound of loneliness turned up to ten. A horror soundtrack from a stagnant water-bed & it sounds just like this. This is the sound of someone losing the plot - making out that they're okay when they're not. You're gonna like it, but not a lot & the chorus goes like this: Oh Baby, here comes the fear again. The end is near again. A monkey's built a house on your back. You can't get anyone to come in the sack & here comes another panic attack. Oh here we go again. So now you know the words to our song, pretty soon you'll all be singing along. When you're sad, when you're lonely & it all turns out wrong. When you've got the fear. & when you're no longer searching for beauty or love - just some kind of life with the edges taken off. When you can't even define what it is that you are frightened of this song will be here. Oh Baby, here comes the fear again. The end is near again. If you ever get that chimp off your back. If you ever find the thing that you lack but you know you're only having a laugh & here we go again. Until the end.

Pazar, Mayıs 25, 2008

tell me what you don't like about yourself.

şimdi, öncelikle kollarımdan hiç memnun değilim doktor. beni olduğumdan şişman gösteriyor. göbekli bir insan olmaktan da bezdim. alnımın orta yerinde, kahkül kestirmeme engel olan ters dönmüş saç tutamından da şikayetçiyim. anneannem burnumu beğenmiyormuş. sol memem de azıcık yukarıya kaldırılabilir.

bir türlü çalışamayan bir insan olmaktan bıktım ayrıca. regresyon mudur nedir. bir yıldır ağlıyorum, aman da bıktım öğrenci olmaktan, bitsin artık, çok sıkıldım diye diye. tez yazmak yerine sosyal bilimler enstitüsüne dilekçe yazdım. ocak sonuna erteledim yine ne varsa.


ben bunları televizyonda izliyordum ara ara. ama fazla takip etmiyordum. meğer hala devam ediyormuş, beşinci sezon bitmiş en son. ben ilk sezonu yeni bitirdim. diğerleri de çorap söküğü gibi gelecek gibi görünüyor. ve sean mc namara, hastayım sana.

Pazar, Mayıs 18, 2008

youtube geri gelmediği sürece burada birtakım beyaz boşluklar olmaya devam edecek korkarım. tabii yurtdışı takipçilerimi ırgalamıyor bu durum. buradan öpüyorum onları da.

Pazar, Mayıs 11, 2008

tesadüfen erken yattığım bir gece keleğe uğrama ihtimalim her daim mevcut. ama kendi adıma hiçbir zaman kimseye kalkıp kek yapmamış olmakla övünebilirim. büyük konuşmak gibi olmasın ama, yapmam da. kimsenin kalbine midesinden gidemem. daha güzel yollar var.

Salı, Nisan 29, 2008

if i needed someone.



bana last.fm hatırlattı. ben de paylaşayım dedim. kısaca telefon numaranızı bırakın, biz sizi ararız diyor şarkıda. pek hoş.

Cumartesi, Nisan 26, 2008

aa bir de, polarcığıma katılıyorum. colin farrell'in penisi. ama bir zahmet arayın bulun. üç dakika bile sürmüyor.
doğru dürüst uyuyamayınca yemek düzenim de altüst oluyor. ama tabii midem bundan pek hoşnut olmuyor. mesela kocaman bir kase dondurma yiyip ardından uyuyakalınca, uyandığımda midemde oluşan his, rakı içtikten sonra uyuyakalmışım da, ondan sonra uyanmışım gibi oluyor. daha fenası artık, bu his, uyusam uyansam, gün ortasında ya da gece yarısında, sürekli benimle. ama bana rakı içtikten sonra midenizde böyle bir his oluşmadığını söylemeyin. lütfen.

virgüllerimden de anlayabileceğiniz üzere, evet, çeviri yapıyorum bu aralar.

Perşembe, Nisan 03, 2008

herkesin bilmesi gereken bir gerçek var. dünya kimsenin etrafında dönmüyor.

Perşembe, Mart 13, 2008

haha.

FAKE FRIENDS: Never ask for food.
REAL FRIENDS: Are the reason you have no food.
FAKE FRIENDS: Bail you out of jail and tell you what you did was wrong.
REAL FRIENDS: Would sit next to you sayin "Damn we fucked up.but that shit was fun!"
FAKE FRIENDS: Borrow your stuff for a few days then give it back.
REAL FRIENDS: Keep your shit so long they forget its yours.
FAKE FRIENDS: Know a few things about you.
REAL FRIENDS: Could write a book about you with direct quotes from you.
FAKE FRIENDS: Are for a while.
REAL FRIENDS: Are for life.
FAKE FRIENDS: Will take your drink away when they think you've had enough.
REAL FRIENDS: Will look at you stumbling all over the place and say "Bitch drink the rest of that you know we don't waste."
FAKE FRIENDS: Will talk shit to the person who talks shit about you.
REAL FRIENDS: Will knock them the FUCK out.

Cuma, Şubat 15, 2008

evet.

yine her şeyi yapabileceğime dair bir his geldi üzerime. çok çalışabilirim, çok para kazanabilirim, çok alışveriş yapabilirim. new york'a bile gidebilirim.

beyin gücümle yeterince istersem adam green'i istanbul'a konsere getirebilirim. birer hamburger yiyebiliriz beraber.

yakında geçecektir. müsterih olunuz.

Cumartesi, Ocak 19, 2008

-ben çok yalnızım ya, niyeyse ki.
-artık,ben artık acı bile çekmiyorum yalnızlıktan dolayı. acı çeken yerlerim nasır tuttu kaan.
-nasıl yani?
-baya.
-biraz açar mısın?
-sanmıyorum. sanmıyorum.

nasırlarımla barışık olmak istemiyorum. nasırlarımı yumuşatıp yumuşatıp sonra aynı noktadan yara açanlarla da barışık olmak istemiyorum.